Tiyatroya gitmeyen toplumlar
Sık sık oyuna gelirler...
Ali Erdoğan

 ana sayfa
 Kabare Dev Aynası
 Oyunlar
 Oyuncular
 Program
 Kabare Hakkında
 Haberler
 Herşey Dahil
 Televizyonda
 Reklam Filmi
 Medyadan
 Videolar
 Turne - Organizasyon
 Çalışmalar
 İletişim

 

Kabare Dev Aynası Facebook'ta

Hemen Bilet Alın

 
 

 
 
Tek kafadan, çok ses çıkaran güldürü
Tüm zorluklara rağmen Kabare Dev Aynası tiyatrosunu 5 yıldır ayakta tutan Ali Erdoğan, ‘Külahıma Anlat’ oyunu ile halkın nabzını tutuyor.
Sabiha Semerci

NTV-MSNBC
Güncelleme: 00:30 TSİ 25 Mart 2006 Cumartesi

İSTANBUL - Kabareci özelliklerini kullanarak hicvettiği hikayelerini, çağdaş bir meddah gibi nüktelerle süsleyen Erdoğan, tıpkı büyük üstad Haldun Taner gibi, “tiyatro hayatın aynası, kabare dev aynasıdır” görüşünde...

“Tiyatro televizyona zıplanacak bir sıçrama tahtası değildir. Bu iş sevgi ister, bu iş uzmanlık ister, bu iş emek ister. Bu iş, işi bittiğinde çıkarıp askıya asacağınız bir ceket değildir. Bu iş sizin deriniz olmalıdır.”

“Kabare sanatçısı halkın diline kadar gelip de söyleyemediklerini sahneye getiremezse, hem seyircinin hem de hayatın gerisinde kalır. Hayatın gerisinde kalan mizah işlevsiz mizahtır. ”

“En büyük sorunum salonsuzluk. Tiyatroların çoğu göçebe. Düğün salonundan gün alır gibi salonlardan gün alıyoruz.”


Sabiha Semerci: Kabare Dev Aynası Tiyatrosu ile 5 yıldır yolunuza devam ediyorsunuz... Bu süreci ve kısaca anlatır mısınız?

 

Ali Erdoğan: Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda oyun ve dizilerle bir beş yıl piştikten ve kabareyi ustalarından etüt ettikten sonra, çok da sevdiğim bu türü tecrübelerimle harmanlayacağım bir oluşumun peşindeydim. Kabare tarzına yatkın sanatçı dostlarıma konuyu açıp onların da heyecanlarını görünce tiyatroyu kurmaya karar verdim. Tiyatroya isim aradığım bir sırada aklıma Türkiye’de kabarenin babası sayılan üstat Haldun Taner’in kabare tanımı geldi. “Tiyatro hayatın aynası, kabare dev aynasıdır” diyordu üstat. Tamam dedim, topluluğumun adı “Kabare Dev Aynası” olacak. Beş yıldır ayakta tiyatrom. Bu beş yıl içinde İlişkime İlişme (161 kez sergilendi), Sansasyonun Kadar Konuş, Tıpkısının Aynası, Külahıma Anlat oyunlarını yazıp yönettim.

S.S.: Şu anda sahnelenen Külahıma Anlat oyununu hem yazdınız, hem de oynuyorsunuz. Tek başına bütün oyunun yükünü omuzluyorsunuz... Bu konuda tiyatronuza ve size destek veren var mı?
A.E.: Ne medya desteği, ne sponsor desteği, ne de adamakıllı devlet desteği var arkamızda. Bizim tiyatromuz şimdilik gücünü oyun, oyuncu ve seyirciden alıyor. Ama madem ki bu yolu biz seçtik ve madem ki destek alamamak hiçbirimiz için sürpriz değil, o zaman mücadeleye devam!...

S.S.: Oyunda gündelik hayattan, uzmanların -kendini her konuda uzman sananların- yorumlarına kadar geniş bir çerçeveden insan manzaraları sergiliyorsunuz... Bir anlamda halkın nabzını tutuyorsunuz...
A.E.: Kabare bir nabız tiyatrosudur. Halkın nabzını almak için ister istemez gözünüzü gündelik hayata çevirmek zorundasınız. Gündemde ne varsa sahneye taşımak zorundasınız. Kabare sanatçısı halkın diline kadar gelip de söyleyemediklerini sahneye getiremezse, hem seyircinin hem de hayatın gerisinde kalır. Hayatın gerisinde kalan mizah işlevsiz mizahtır. Gündeme kuş gribi gelir gelmez hemen oyuna koyup onun hicvini yaptım. Öyle yapmam gerekir kabareyi seçmişsem...

S.S.: Neden tek kişilik bir oyun tercih ettiniz?
A.E.: Tıpkısının Aynası oyununu oynarken karar verdim tek kişilik oyun yapmaya. İlk sebebi oyuncuların çekimim var, dublajım var, drama derslerim var diyerek bir araya gelememeleriydi. İkinci sebebi de oyunda bir uzman tipim vardı. Bu uzman tipi topu topu beş dakikalık bir skeçti. Fakat öyle sevildi ki uzman, oldu oyuna başrol... Aklımda hep bu uzmanın çevresinde gelişen küçük hikayecikler düşündüm. İstedim ki bu adam hem anlatsın, hem de anlattığını oynasın. Kafamda oluşturup bir deneyeyim dedim. Sonuç başarılı oldu.
Ben de böylece uzman sayesinde kılıktan kılığa girdim, yine uzman sayesinde hiciv yapma şansını buldum. Amacım oyun sayısını fazlalaştırarak bu tipi kulaktan kulağa tanıtmak. Uzman hak ettiği değeri elde ettiği zaman eminim ki tiryakilik kazanacak bir tip olacak.

S.S.: Türk tiyatrosunun, özellikle de sizin gibi kendi çabası ile ayakta kalmaya çalışan özel tiyatroların sorunları nedir?
A.E.: Benim en büyük sorunum salonsuzluk. Bir oyunu sergiliyorum bir salonda. Orada oyunumdan memnun kalan seyirci bilemiyor ki bir sonraki oyun nerede? Tiyatroların çoğu göçebe. Düğün salonundan gün alır gibi salonlardan gün alıyoruz. Seyircimizin en büyük şikayeti bu. Yerleşik bir yerimiz olsun, ben inanıyorum ki bizim tarzımızın tiryakileri olur. Bunu ben söylemiyorum seyredenler söylüyor. Bir de tabii oyunu vitrine çıkaramama problemi yaşanıyor. Oyunu tanıtmanın bir yolu da televizyon programları aracılığı ile reklamını yapmak. Ama bu tarz programlar magazin programları. Bu programlarda yer almanın da çeşitli kriterleri var. Bu unsurlar yerine gelmedikçe haber olma şansınız yok. Sanat - kültür programlarında oyununuzu tanıtmaya kalsanız bu programların sayısı bir - ikiyi geçmiyor... Oyunu kuralına göre oynayıp ürününü cicili bicili ambalajda vitrine koyanlarla gölgede kalanlar var. Hayat sanki ortasından ikiye ayrılmış para edenler, etmeyenler diye...

S.S.: Sizce günümüzde Türk tiyatrosunun bulunduğu nokta nedir?
A.E.:
Bugün artık tek başına tiyatro seyircisinden, tek başına roman, hikaye, şiir okurundan, tek başına sinema seyircisinden bahsedemeyiz. Hepimiz müşteriyiz. Hepimiz tüketiciyiz. Şu durumda sanattan çok eğlencenin pazarlandığı bir gerçek. Herkes marka olup çok satmanın peşinde. Tiyatronun galip gelebilmesi için tüketicinin insan olduğunun farkına varması ve duyguların galip gelmesi gerekiyor. Kaybolan değerlerini ona hatırlatacak güçlü oyunlara, oyunculara, ortaya çıkan ürünleri tanıtacak, destekleyecek, yüreklendirecek kuruluşlara ihtiyaç var. En önemlisi ilkokulda drama dersleri kesinlikle zorunlu hale getirilmeli. Sahneye çıkmamış, sahne tozu yutmamış, o heyecanı yaşamayan çocuk kalmamalı. O çocuk ille oyuncu olmak zorunda değil. Türk tiyatrosunun kendini geliştirmiş seyircilere de şiddetle ihtiyacı var. Şimdi sanata her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü sanat insanın hayvan tarafını törpüler...

S.S.: Tiyatroya gönül verenlere vermek istediğiniz mesajlar nedir?
A.E.:
Eğer bu işi tutku derecesinde sevmiyorlarsa kesinlikle meslek olarak seçmesinler. Bu sanat dalı televizyona zıplayacağı bir sıçrama tahtası değildir. Bu iş sevgi ister, bu iş uzmanlık ister, bu iş emek ister. Her gün kendini geliştirmek ister. Bu iş, işi bittiğinde çıkarıp askıya asacağınız bir ceket değildir. Bu iş sizin deriniz olmalıdır. Bir parçanız olmalıdır...


 

Kabare Dev Aynası !!! .

 

Webmaster: Kenan Halis
sponsored by
www.tiyatrodunyasi.com